27 Mart 2010 Cumartesi

Eray Aytimur'dan "İyi, Kötü, Acayip"

   
Eray Aytimur'un 27 Mart 2010 tarihli Radikal Cumartesi ekindeki yazısı, Ubor Metenga buluşmalarından pek güzel söz ediyor. Bu buluşmalarda hem konuşmacı olan bizler hem de tüm dinleyiciler, edebiyatın kanatlarıyla yükseliyoruz, yazı tam da bu noktadan bakmış İKSV'deki etkinliğe. Eray'ı, Açık Radyo yıllarımızda tanımıştım. Şimdi de Radikal ailesinin en takip edilesi kalemlerinden biri olarak okuruyum. Hem yazdıklarını hem de üslubunu çok önemsiyorum. Dolayısıyla Ubor Metenga buluşmalarıyla onun bir yazısının öznesi olmak gurur verici. (Bu gururu daha önce "Bir de Baktım Yoksun" için yazdığı satırlarla da yaşatmıştı.)

Yazının başlığı "İyi, Kötü Acayip". Ayfer Tunç'un İYİ, daha önce "Bu Filmin Kötü Adamı Benim" demiş olan Murat Gülsoy'un da KÖTÜ olduğu belli gibi. Demek ki bana da ACAYİP kalıyor. Bu buluşmaların bütün bu sınırlarda gezinmesi ve bunun böylesi bir yazıda görülmesi ne güzel. Teşekkürler Eray Aytimur.

29 Mart'ta Haldun Taner'in "Şişhane'ye Yağmur Yağıyordu" öyküsüyle gerçekleşecek ikinci buluşma öncesinde Eray Aytimur'un yazısı geliyor.



"İyi, Kötü, Acayip"
 

‘İçinde at saklanacak kadar büyük bir dolap’ dolusu mektup bugüne kadar ne aldım ne de birilerine yazdım. Zaten o kadar büyük bir dolabım hiç olmadı. Hani zamanımızın Tanpınar’ı veya Adalet Cimcoz’u olmaya öykünmediğimden değil de, kendi felaketlerimi hazırlama konusundaki becerimle, daha çok kurmacanın elindeki Sani Bey rolüne gönüllü yazılmışlardan olduğumu bilmemden... İnandığım ve bildiğim(i sandığım) yollardan giderken, keşfedilmişi yeniden keşfederek sarhoş olanlardan... Bir yandan güvende olmak isterken bir yandan hiçbir anahtarı hiçbir kilide uyduramayanlardan... En fenası ise arabasını icat edebilmek için güzelim atı gözden çıkaranlardan oldum ben. Sani Bey gibi.

Derviş’ten Kalender’e
 

Oysa atın adı var: Derviş. Derviş, görüntüsüyle değil fakat ruhu ve ona atfedilenlerle sanki bir sentor. Kısmen at, kısmen insan. Derviş temsil ettikleri ve edemedikleriyle sanki benim canım. Bana kalırsa hayatlarımızdaki dolaplar, mektupları değil ama Dervişler’i saklayabilmek için hep koskoca tasarlanmalı fakat bana pek kalmıyor...

İşte böyle değerli okurlar. Ayfer Tunç, Murat Gülsoy ve Yekta Kopan’ın İKSV Salon’da gerçekleştirdiği bir numaralı Ubor Metenga buluşmasının damağımda kalan tadı, bana üstteki cümleleri yazdırdı. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘Acıbadem’deki Köşk’ünü biraz okumak, biraz yorumlamak, biraz tartışmak, biraz da bu öykünün ele verdiklerini Tanpınar’ın edebiyatı üstünden anlayabilmek gibi bir maksadı vardı bu buluşmanın fakat üçlünün sohbeti galiba maksadını epey bir aştı. Öyle ki o akşam Salon’u doldurmuş birçoğumuz nasıl geçtiğini hiç anlayamadığımız ‘çok acayip’ bir saat deneyimledik. İyi, kötü, güzel, çirkin değil çok acayip. O bir saati, acayip dışındaki sıfatlarla hangi kıvrak kalem nasıl tarif eder doğrusu bilemiyorum ancak benim gibi 30’larını sürenlerin birçoğu herhalde Hayalet Gemi’nin güvertesindeki eski mutlu günlere geri dönmüştür. Mürettebatta Nazlı Ökten, Adnan Kurt, Pınar Türen, Ergun Kocabıyık gibi daha birçok güzel ismi anarak tabii.

Bu buluşmaların isminin Ubor Metenga olmasının altında Oğuz Atay’la başlayıp Açık Radyo ile devam eden pek çok şifre var tabii de, bir cümlede ‘eski mutlu günler’ tamlamasını kullanınca en azından bazılarımız için söz kendini daha çabuk ele veriyor. Her neyse... Bir sonraki Ubor Metenga buluşması

29 Mart’ta yine saat 20.00’de. Tunç, Gülsoy, Kopan üçlüsü Haldun Taner’in ‘Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu’sunun elinde bu kez başka bir atın, Kalender’in öyküsünü yoğuracaklar.

Bu arada ilk buluşmadan sonra pek sevgili Görgün Taner’e U2’nun Ubor Metenga’lardan biri için ön grup olmasını teklif etmiştim ancak bu kadarını olmasa bile buluşmaları pek yakında daha geniş bir alana çekmek zorunda kalabilirler, haydi hayırlısı.

Yazının tamamını okumak isteyenler için...

Hiç yorum yok: