10 Ocak 2010 Pazar

Murathan Mungan: sen ben ve diğerleri / boşluğa dağılan herkes gibi


Öncesinde dergilerde şiirlerini okurdum ama ilk kez bir Murathan Mungan kitabı satın aldığım tarih ve yer belli: 2 Eylül 1984, Ankara, Tunalıhilmi caddesindeki Levni Kitapevi. Kapak fotoğrafını Yıldırım Türker’in çektiği, “Yeni İnsan” yayınları etiketli bir şiir kitabı: Kum Saati. Okunmaktan-didiklenmekten eskimiş kitap şu anda masamda gıcır gıcır bir şiir kitabıyla yan yana. İkinci Hayvan, etkileyici kapağıyla bana da 25 yıllık Murathan Mungan okurluğumu anlatıyor.

Kum Saati, şair olma hayallerinin yere basmayan adımlarıyla yürüyen Ankaralı çocuğu kendinden geçiren kitaplardan biri olmuştu. “Punk Lady ile Ümmîsübyan” üzerine günlerce düşündüğümü, hatta etkilendiğim birkaç dizesinin gölgesinde “kopya şiirler” yazmaya çalıştığımı hatırlıyorum. (Ne mutlu bana ve okurlara ki, o yıllarda yazdığım/yazmaya çalıştığım şiirleri yırtıp atacak kadar cesurdum.) Gündelik hayatın değerlerini ve göstergelerini yeniden üreten dizelerin arasında dönüp duruyordum; maske, tarih, doğu-batı, efsaneler, gelenek, gelecek, cinsellik ve daha nice anahtarı deniyordum gerektiğinde bir dizenin kilidini açmak için.

Geçen yıllar içinde Mungan şiirinin her durağında yeni bir ses duymaya, ideolojinin yeni vücudunu görmeye çalıştım. Hatta şunu da sordum kendime; Murathan Mungan şiiri yeterince konuşuldu mu, tartışıldı mı? Sorumun cevabını Eylül 2008’de Berlin’de katıldığım bir etkinlikte, Türkiye’de şiirin konuşulduğu bir oturumda verdim. Dönemlerden-akımlardan-toplu çıkışlardan söz edilirken şairin adı yalnız bırakılıyor ve 80’lerin karanlık-karartılmış atmosferindeki şiirin içinde “Bir de Murathan Mungan vardır,” deniyordu. Bir yönüyle doğru bir değerlendirmeydi bu; 1980 sonrasının içedönükleştiği “söylenen” şiirinde tekil bir duruşu vardı Mungan’ın. İdeolojik olana “gündelik”ten ulaşan ve örneğin “Punk Lady ve Ümmîsübyan” şiirinde olduğu gibi kendisi olamamış-başkalaşmış-travesti bireyden yola çıkarak topluma ayna tutan bir şiirin kurucusudur Mungan. Kum Kitabı’nın “Abdal ile Feodal” şiirindeki dizeleri hatırlatmak gerekiyor sanırım:

“İnsan Tabiatı dedikleriyse
yalnızca bir Travesti gerçekliği
bize giydirdikleri”

Aynı vurgu kitap boyunca yinelenir; örneğin “Damalı Giysi” şiirinde. Adı geçen şiir Mungan’ın bir başka yinelenen imgesine de örnek olarak verilebilir; gerçek yüzle yer değiştirmiş maske:

“Bütün oyunların bütün kahramanları!
bir Büyük Harfin eşiğindeyiz
işte Maskeleriniz!
giysileriniz, fetişleriniz
giyinerek eksilttiğimiz”

Bir şiir eleştirmeni değilim. Bunlar sadece, elimdeki 1984 tarihli kitabın üstüne düştüğüm notlar. Daha ötesi haddim değil. Şimdi okuyarak eskitmek için Murathan Mungan imzalı yeni bir şiir kitabı var başucumda: İkinci Hayvan. Metis Yayınları’nın özenli sunumuna bir de Emre Çıkınoğlu’nun etkileyici kapak tasarımı eklenmiş. “Yıldırım’a, sonunda” yazıyor ithaf sayfasında; herhalde söz konusu olan kişi Kum Kitabı’nın kapak fotoğrafını çeken Yıldırım Türker. 47’si ilk kez bu kitapla okur karşısına çıkan 68 şiir. Türk şiirinin 1980 sonrasındaki en önemli –ve üretken- isimlerinden birinin on dokuzuncu şiir kitabı.

İnternet üstünde elektronik postalar ya da siteler aracılığıyla dolaştırılan şiirleri (kaynak belirtilmediği, hatalarla dolu olduğu ve hatta şairleri yanlış yazıldığı için) sevmiyorum ama şairin ‘ideoloji ve teknoloji’ meselesini her tür kantarla tarttığı şiirlerden birinden, “Teknik” isimli şiirinden bir bölümü bu yazıya alacağım.

“betonlaşmış metinler
jetonla işleyen tarih
çapraz sorguda ifade veren
her tür vadesi kısa belge
hazırlıksız yakalandığımız çağın tekniğiyle
şimdi ne kadar çoğaltabiliriz
bir sonrasızlık değeri olarak kendimizi”

Şimdi Murathan Mungan’ın “İkinci Hayvan”ını okuma zamanı.

Başta öyküleri olmak üzere bütün yazarlık serüvenini de ceketimin iç cebinde taşıyarak.

13 yorum:

sultan büyükçolpan dedi ki...

teşekkürler Yekta Kopan iyi ki yazmışsınız bu yazıyı ve iyi ki mungan yazmış 'İkinci Hayvanı'.

Gökçe Ilgaz dedi ki...

Yekta Bey, yazınızı hevesle okudum. Bu yeni kitabı da evimdeki külliyata eklemek için sabırsızlandım. Murathan Mungan'ın ayrıştırıcı bulduğum özelliklerinden birini bu yazı vesilesiyle paylaşmak istedim. Kendilerine verilen sütunlardan şair olma hevesindeki kimselere umut kestiren, yazmaktan soğutan, özgüvenlerini sarsan, eleştiri cümlelerini azar üslubuna yakın tutan büyük(!) şairlerin aksine, kendisine gönderilen hiçbir amatör şairin şiirine yorum yapmaz. Üstelik insanı öyle incelikli bir dille yorumsuz bırakır ki, ona kırılmazsınız. Şöyle der: "...benim maceramda geldiğim yerin, başkalarının macerası hakkında karar ya da hüküm verme hakkına sahip olduğuna inanmıyorum."

Bahar Goktepe dedi ki...

Bu, bu blog, cok guzel oldu, cok! Yekta Kopan oley!

Burcu Yıldızer dedi ki...

Okurken aklıma "Akşam" şiiri geldi Mungan'ın... "Oda, Poster ve Şeylerin Kederi " adlı şiir kitabından. 94 yılının ılık bir Ankara akşamında aldığımı hatırlıyorum. Geçen gün yeni kitabının adını duyduğumda, yine bu dize ister istemez yokladı beni. Çok kısadır ama aklıma sonraki zamanlarda da takılagelen bir dize olmuştur:

" Akşam hayvanları çeker kuytuya"

Ne yalan söyleyeyim 15 yaşımın duygularımdan tutan şairlerinden biridir Mungan. Elbette birçok yazı veya şiir yazmayı seven insanın denemelerinin de -özellikle 70 kuşağının-, müsebbibidir. Hali hazırda aklımda kalan yığınla cümlesi vardır öykülerinden...Mesela "Paranın Cinleri" adlı otobiyografik bir anlatı olan kitabındaki "Mehtaplı Gecelerde Hep Seni Andım" uzun süre etkisinden kurtulamadığım bir yazıydı. Halâ ne zaman bu şarkı kulağıma çalınsa aynı ilk günkü gibi donarım kendi içimde. Kaç defa ağladığımı bilmem ondan ötürü. Yorumun sonunda oradan bir parça ekleyeceğim.

"Mırıldandıklarım" ve "Yaz Geçer" 90'lı yıllarda aldığım diğer kitaplarından. Yalnız Bir Opera'yı defalarca okuduğumu bilirim. Hatta bu şiirini çoğu aşkzede günlüklerinde ya da sevgiliye gönderilen sitem cümlelerinde yazardı başlangıcı:

"ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda / yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim /
oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim /
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim /

Hazmedilemeyen ayrılıkların, diş gösteren bir cevabı niyetine savrulurdu bu dizeleri...

Mungan bana, daima tutunacak bir şey mutlaka vardır hayatta; yıkıl, kur, doğrul, kahrol, ağla, hüzünlen, oyunlar oynansın, oyna, savrul, dur, koş, kalk ve nicelerini yaşasan ve yaşatsalar da tutunacaksın der gibidir!

Uzun zaman olmuştu Mungan okumayalı. Belki de 3 yıl olmuştur. Bu yeni kitap haberinden sonra
anıları ve o zamanları bir daha kucaklamak adına gidip almalı "İkinci Hayvan'ı"

ve...şöyle diyordu son paragrafında bahsettiğim yazının:

" Yazmadan kurtulamazsınız bazı cinlerden. Yazılmış olanın cinleri ise başkalarını ne kadar kovalar, hiç bilmiyorum. Bir şarkı, birkaç tesadüfün bütün bir hayatı ele geçirdiği zamanlar... belki de hepsi bu kadardır aslında. Üst yanı yoksul düşlerimiz için bir avuç oyundur hayatımıza saçılmış, biz onları bir bir toplarken ölürüz ölürüz ölürüz...

Okumayanlar varsa Paranın Cinleri'ni de öneririm. Çünkü gerçekten özel bir kitap...

edabellaa dedi ki...

Blog dünyasında sizi de görmek harika!...♥

ata dedi ki...

Yine harikasın... Beni aldın götürdün o yıllara ve Levni aşklarına... Aşıklarına... Blog hayırlı ola... Herkese...

Balsie dedi ki...

Her kalbin, elbette farklı bir Murathan Mungan macerası vardır. Bunlardan birini veya birkaçını bile körüklerse- ki eminim öyle olacak - ne mutludur bu yazı, siz ve kaleminiz... Teşekkürler Yekta Kopan..

Onur Caymaz dedi ki...

o Kum Saati'ni ben de Bakırköy'deki bir sahaftan bulmuştum. O Türker fotoğrafındaki aynayı da gördüydüm evvelden... Kum Saati de bu arada eşsiz bir kitaptır.

Cansel Uygun dedi ki...

Benim için de Sahtiyan'ın yeri ayrıdır. İlk okuduğum kitabıdır. Başkadır onun şiirleri. İkinci Hayvan'ı da dün almıştım. Sonra yazınızı gördüm, okudum. Çok güzel bir yazı. Ellerinize sağlık....

zeyno açıkgöz dedi ki...

Bu yazınızda fark ettim ki okumak değil önemli olan. Falanca şairin falanca şiirini okudum değil, anlamak. Murathan Mungan şiirlerinde okumak, beğenmek ötesinde O' nu anlamak yatıyor aslında. Paylaşımınız için teşekkürler.

aprile dedi ki...

kitaplığımda özel bir yer ayırdığım Murathan Mungan'ın "yaz geçer" i her yaz bitişinde, her tatil dönüşünde düşüverir aklıma. "oda poster ve şeylerin kederi" ni önce kendime sonra bir arkadaşıma almıştım. doğumgünü hediyesini alan okul arkadaşım, kitabı karıştırınca adına yazılmış şiiri görmüş bir kez daha hayran olmuştu Murathan Mungan'a. Ya ben, 2008 nisanında doğumgünümde Ankara İmge kitabevinde imza gününde buluşunca Murathan Mungan la nasıl sevinmiş ve etkilenmiştim bu tesadüften. O gün evrenden bir işaret almış olduğuma nasıl içten inanmıştım. Memleketde Murathan Mungan ı çok seven, okuyan var mı? Ama Murathan Mungan hayranları buluşurlar işte böyle. İlk "çingene pembe" kitabı o basmadı mı? cesurca...

csmkrtls dedi ki...

bende şu anda bir murathan mungan kitabı ile günlerimi doldurmaktayım. "eldivenler,hikayeler" Kendisinin çok iyi şiir yazdığını bilirdim ama artık çok iyi öykü yazdığından da eminim.mutlaka okunmasını tavsiye ediyorum.

Adsız dedi ki...

Gerçeği bu kadar netlikle ve çıplaklığıyla dizeye dökebilen başka bi yazar var mı diye merak ediyorum...?