5 Ocak 2010 Salı

Çocuk parkında... ve ben hala...

“Bir gece başını yastığa koyduğunda bir değişiklik rahatsız edecek seni; bir de bakacaksın ki gözlüğünü çıkarmayı unutup girmişsin yatağına. İşte o andan sonra gözlüklü bir insan olarak yaşamaya alışmışsın demektir.” Ne zaman böyle sözler söyleyecek olsa, bir elini, ağırlığını hissettirerek omzuma koyardı babam; gözlerini gözlerime diker öyle konuşurdu.

“Rüyanda İngilizce konuştuğunu görürsen, artık yabancı dil konusunu halletmişsin demektir... Arkadaşını incittiğin günün gecesinde sıkıntıdan uyku tutmuyorsa, dostluğun anlamını çözdün demektir... Elindeki işi bitirene kadar uyumayı düşünmüyorsan, sorumluluk duygusunu edinmişsin demektir... demektir... demektir...” Yaşamın karşıma çıkaracağı sorunların çözümü hep üç ayaklı bir masanın üstünde duruyordu sanki; gece, uyku, rüya... Belki de çözümü hep bu masanın üstünde göstererek sorunların kendisinden ötelenmesini sağlamaya çalışıyordu: "Ben masayı gösterdim, artık iş sana düşüyor, odana çekil, yalnız kal, uyumadan önce düşün, onu da başaramazsan rüya gör..."

Hiçbir zaman babamın istediği gibi rüyalar görmedim. İngilizceyi su gibi akıcı konuşamam, kalıcı dostluklarım olmadı, sorumluluk duygum gelişmedi ve aradan geçen bunca yıla karşın gözlük takmaya alışamadım. Kaydırak sırası bekleyen şu sarışın oğlan da yaşamı boyunca gözlük takmaya alışamayacak bence. Rahat etsin, kolaylıkla alışsın, görüntüsünü beğensin diye hafif malzemeden yapılmış, yuvarlak, kırmızı çerçeveli bir gözlük almış ailesi. Ama olmayacak. O da benim gibi her fırsat bulduğunda şakaklarını sıkan sapları gevşetmeye çalışacak, paletlerinin terlettiği yerleri ovalayacak, hohlayıp camlarını silecek; başaramayacak...

Annesinin yanından ayrılıp, kum havuzunda oynayan yaşıtlarının arasına karışmak istemeyen oğlan hep böyle toplumun dışında mı kalacak? Tahterevallideki kızın yukarıdayken gülüp, aşağıdayken huysuzlaşması iş yaşamında da sürecek mi? Gözlüklü oğlanın arkasındaki kız parmağını kaç yaşına kadar emecek acaba? “Annesinden yeterince meme ememeyen çocuklarda olur bu davranış,” derler... Öyle mi derler, öyle midir? Çocuk yetiştirmek hakkında ne biliyorum ki?

13 yorum:

Müge Sandıkçıoğlu dedi ki...

Komşu teyzelerin dedikleri: Yara yerin kaşınmaya başladıysa, iyileşiyor demektir. Hocalarımın dedikleri: Çocuk parmağını emmeye devam ediyorsa, ya annesini ya da yalancı memeyi yeterince emmemiştir demektir; ve daha önemlisi dikkat çekmek için yırtınıyor demektir.
Benim, bana dediklerim: Yaptığın şeyle ilgili heyecanın hâlâ devam ediyorsa, coşkun bitmemiş demektir. Rüyanda gördüklerin yüzüne bakmıyorsa, onları ihmal ettin demektir. Yedi yıl önce kaybettiğin baban rüyalarına bile girmiyorsa, onu yeterince anmıyorsun demektir.

Yaralarım kaşınmıyor ama geçiyor.
Hiç parmak emmedim.
Heyecanlarım değişken ama hep var.
Evet, onları aramalıyım.
Babamın kitaplarına bir daha bakmalıyım. Belki bu gece rüyamda görürüm onu...

Bu yazı dürttü beni. İyi oldu. İyi ki yazmışsınız.

MuratGulsoy dedi ki...

Peki ya artık hiç doğru düzgün uyuyamıyorsan? Başkalarının başına gelen o kötü şeylerin senin de başına geleceğini düşünerek tavanı seyrediyorsan? Bir zamanlar rüyaların haşarı çocuğuyken nasıl olup da o uykunun ağır kapısını artık aralayamayacak kadar güçsüz orta yaşlı adama dönüştüğünü anlayamıyorsan?

Gülnur Demirbilek dedi ki...

Gözlüklerimi çıkarmadan uyuduğum gün, elimdeki işi bitirene kadar uyku tutmadığım günlerim oldu. Lakin gözlüklerimin ağır geldiği, dünyanın sonu değil ya işini sonra bitirsen ne olur dediğim günlerim de oldu. Geçen yıl gözlüklerimden kurtulmayı bile düşünmüştüm hem de. Öyle bütünleşmişiz ki istesemde yapamadım. Belki sabah gözümü açar açmaz onlara ihtiyaç duyduğumdan. Bir şeye ihtiyaç duyduğumdan kimbilir.
İşlerimi hiç geç bitiremedim ben. Korkumdan. Çünkü bilirim kendime ederim, kimse etmeden.
Ben, beni bilirim. Gözlüğümsüz pusluyum mesela. Gözlüğümle ise bazen yabancı. O küçük çocukta büyüdüğünde kendini bilecek. Varsın gözlük takmaya alışamasın. Varsın toplumun dışında kalsın. O hala..

Göksu Irmak dedi ki...

Gözlük benim için yakın zamanlarda edindiğim bir ihtiyaç sadece, belki bu yüzden alışmaktansa hep yaptığım gibi "inatla itiraz edip" takmadım.. Alışmaktan korkmak, ne garip! Ama çözdüm nedenini; "alışmak" büyümekle eşdeğer durmuş içimde hep, çocukken, ondan. Bir kez daha hatırlattınız bana durumun vahametini.

aprile dedi ki...

Geri plana ittiğimiz mutsuzluklarımız da gece olmadık bir saatte uyanmamıza sebep değil mi? Tatildeyken sürekli işe geç kaldığını görmek gibi, yada geçen gece benim; "izin ne çabuk bitti, neler yaptığımı dahi hatırlayamıyorum" demem gibi. Bildiğimiz yabancı diller için daha çok çalışmalı...

zeyno açıkgöz dedi ki...

Bu yazı bana arada kalmışlığımı hatırlattı. Her ebeveynin evladını "olması gibi", yetiştirme, doktor, mühendis, avukat vb meslekleri okumam konusundaki ısrarları ve benim hayallerim arasında kalışım. Daha 4 yaşındaydım sahneye ilk çıktığımda. Daha doğrusu ailemin isteğiyle çıkarılışımda. İlkokul öğretmenim annemdi. Bütün müsamerelere koyardı beni. Ancak ortaokula geldiğimde bunu meslek olarak seçmeme karşı çıkmanın yanı sıra hobim olarak bile görmediler. Sürekli derslerin aksar, şu yaşa gelince yaparsın, sonra üniversitede yaparsın, sonra sonra sonra...Kendimi bildim bileli yapmak istediğim 2 şeyden biriydi bu. Ama işte ailemin rüyalarıyla benimkiler çakışmadı hiç hep çatıştı. Sonunda onların istediği oldu ama bu sebepten de mezun olduğum 2007 senesinden beri işsizim. Neden mi , çünkü ekonomist olmayı hiç istemedim. Matematikte çarpım tablosunu üniversitede söktüm ben. Yani öyle yalandan bir diploma. Sonuçta kendi rüyam hiç olmadı, ama olsaydı şu an ki durumum ailemin rüyalarınınkinden çok daha iyi olacaktı eminim.Temeli olmadan bir apartman inşa etmek gibi. Yıkıldığı zaman anlaşılabilecek ancak...
Bu yazıyı okuduğumda sürekli içimde yanan bu sızı bunu paylaşmama sebebiyet verdi. Teşekkürler...

Burcu Yıldızer dedi ki...

Ek eylemli cümleler ve o cümlelerin düşüncelerimde oluşturduğu tahribat, oldum olası ürkütmüştür beni. Bu, kendi içinde dahi cevabını bulamayan hatta ve hatta buna yenilen, bu istekte olmasa bile eninde sonunda kendini ona teslim edecek olan cümleler demektir...demektir...demektir! Beklenenlerle gerçekleşenler arasındaki uçurum fazlalaştığı zaman yaramaz bir çocuk gibi yerinde duramayan hayat, yönetimi bir kez daha eline alır bu defa sorgularla. Önce dıştan gelen, sonra içe doğru burkularak devam eden kısır döngüler...Benim de duyduklarım ama bilmediklerim var. İnsan bazen söylemeye bile ölesiye korkuyor. Yine de iyiki mırıldanabiliyoruz bazen bir şeyleri.

Ertuu dedi ki...

Kelimelerin büyüsü bukadar vazgeçilmezmiymiş farkedememişim bu zamana kadar...ya bundan sonrası?birileri var galiba bunları bana unutturmayacak...yazılarınız için çk teşekkürler Yekta bey......

Kunegond dedi ki...

Gözümde gözlük çok uyudum.
Aşağıdayken gülen yukarıdayken huzursuz olan tahteteravallideki kızım ben:)

Hamlet dedi ki...

Umarım ilk yazdıklarım gönderilmiştir, internetimiz (!) saçma bir hata verdi gönder butonuna bastığımda, yoksa üzülürüm Herakleitos'a selamla aynı yorumu yazmak istesem de aynısı olamayacak çünkü.Bu kadar fazla bağlaçtan sonra inadımla şunu demek istemiştim yazıdan çıkarılabilecek ilk olgulardan biri olduğuna inanmamacasına..Hikayenizdeki çocuğun gözleri belki de ailesini simgeliyordur, onlarsız göremiyor, onlarla da rahat edemiyordur..Ve bu ikilem onu öylesine rahatsız ediyordur ki, en mutlu olduğu yer ne kaydırağa bindiği ne de indiği kısımdır, sadece kaydığı..

Silver Plate dedi ki...

Hayatlarımızda yarım kalan her şey, rüyalarımızda devam eder. Bu, biz onları tamamlayıncaya kadar sürer. Yarım kalmışlıkları olan insanlar rüyalarına da yüz çevirirlerse, bir eksiklik her gece onları rahatsız eder.
Vicdan muhasebesi yapmanın tam da sırasıdır. Ancak onunla yüzleşmeye kaçımızın cesareti var?

Sevgiler.

berilturusel dedi ki...

rüyamda ingilizce konuşuyorum ama ruyamdaki ben, dunyadaki ben aynı insan değilki...ruyamda insanlığı kurtarıyorum, dağlara tırmanıyorum, vampirlerle dövüşüp bazense insanları öldürüyorum..bu gerçek hayattaki ben'in yapamayacağı şeyler...alışmakta zorlandığım gözlüklerim yok benim..iyikide yok çünkü 23 senedir sahip olduğum gözlerimin görüşüne alışamadım ben hala..onun görüp bana anlattıklarından şüphe duyuyorum çoğu zaman..birde gözlük olsa onun önünde şeffaf bir perde gibi, katlanacak şüpheler zihnimde, işte o zaman vay halime...kum havuzundaki oyuna katılmak istemeyenin mi hali daha vahim yoksa orda oynayan ama onun bağımlısı olmuş, elinde avucunda o kum havuzunda oynamaktan başka çaresi olmayanların mı?....tahteravalliye bindiğinde, ineceği anın endişesiyle hiç gülmeden huysuzlaşmaya başlayan kız olduğumu farkettirdi bu yazınız bana..

siz ve sizin kelimeleriniz gibi ikililer insana insanı düşündürüyor.. şahsi teşekkürlerimi sunuyorum..ekşi sözlükte bir yorum okudum sizin hakkında ki şöyleydi ; o kadar mütevazi, o kadar içten, her açıdan o kadar mükemmel bi adam ki bazen ne kadar takdir edildiğinin, sevildiğinin farkında mı merak ediyorum.'

bende merak etmedim değil... :)

Boğulan Balık dedi ki...

Tüm yazıyı keyifle okudum.. Sonlara yakın tahterevallideki kız ile detayları düşünmeye itildim. Bu itiliş çok güzeldi. Elinize sağlık