23 Ocak 2010 Cumartesi

Bir çizgi-romanda Maupassant okumak: Yağ Tulumu

1870. Fransa’da III.Napoleon dönemi. Diğer yanda Bismark güçlü bir Alman federasyonu oluşturmaya çalışıyor. Karşılıklı diplomatik oyunlar sonucu Fransa kendi felaketine imza atıyor ve Prusya’ya savaş açıyor. III. Napoelon’un teslim olması ve Prusya’nın istilası ile sonuçlanacak bir savaş. Bu istila sürecinde bir atlı araba, kentin on sakinini Rouen’den, Havre’a kaçırmak için yola çıkıyor. Arabadaki dokuz kişi burjuvaziyi, orta sınıf ahlakını, kaypak bir vatanseverliği, ikiyüzlü bir demokratlığı temsil eden insanlar; tüccar Loiseau ailesi, iplik fabrikası sahibi Carré-Lamadon’lar, Bréville Kontu ve eşi, iki rahibe, demokrat Cornudet. Bir de balık eti vücudu nedeniyle yağ tulumu denilen bir fahişe var arabada: Élisabeth Rousset. Fransız dilinin en usta öykücülerinden biri olan Guy de Maupassant’ın ünlü öyküsü Yağ Tulumu-Boule de Suif işte böyle başlıyor.

Guy de Maupassant, ilk başyapıtı olan Boule de Suif’i 1880 yılında yayınlar. 1880’e gelene kadar önemli bir ismin “rahle-i tedris”inden geçmiştir; annesinin çocukluk arkadaşı Gustave Flaubert. Zaten bütün yazarlık hayatı boyunca Flaubert ekolüne bağlı kaldığı söylenebilir. Boule de Suif, Flaubert'in ölümünden bir ay önce, aralarında Emile Zola'nın da bulunduğu natüralist bazı yazarların öykülerinin toplandığı Les Soirées de Médan-Médan Akşamları adlı kitapta yayınlanır. Flaubert öykü için “kalıcı bir başyapıt” nitelemesini yapar.

Maupassant, 1880'den 1891'e kadar, 18 kitapta toplanan yaklaşık 300 öykü ile 6 roman yayımlar. (Üretkenlik konusunda 51 yıllık hayatının 30 yılında kitap yazan ve toplamda 90’dan fazla romana ulaşan Balzac’tan aşağı kalır yanı yok yani.) Kısa süren ömrü Vikipedi’ye göre şöyle noktalanıyor: “İlerleyen yıllarda büyük bir ölüm korkusu ve yalnız kalma isteği geliştirir. Bu değişiminde hızlı yaşadığı gençlik yıllarında yakalandığı sifilis hastalığının etkisi olduğu düşünülür. 1892 yılında hastalığın da etkisiyle aklını kaybeder ve intihar girişiminde bulunur. Bunun ardında Paris’de bulunan Dr.Blanche tıp kliniğine kaldırılır ve 43.yaş gününden bir ay önce, 6 Temmuz 1893 tarihinde burada hayata gözlerini yumar.”

Konu özellikle öykü olunca Guy de Maupassant adının çok geçtiğini ancak yeterince okunmamış olduğunu düşünürüm. Daha önce Türkçeye çevrilip çevrilmediğini bilmiyorum ama Yağ Tulumu öyküsünü ilk kez okudum; hem bir çizgi-roman olarak. Everest Yayınları’nın Çizgi dizisinden yeni çıkan Yağ Tulumu, böylece Fil Uçuşu’na konu oldu.

Çizgi-roman konusu 2009’da yayıncılık dünyasının en çok konuştuğu konulardan biriydi. Klasikler,biyografiler, roman uyarlamaları yağmaya başladı. Bir çizgi-roman sever olarak aklıma onlarca soru geldi; bugüne kadar aklınız neredeydi, Türkiye’de çizgi-romanın gelişmesi için ne yaptınız, baskı kalitesine dikkat ettiniz mi, sırf ucuza gelsin diye hangi saçma yayınevinin hangi saçma serisini aldınız, bu çevirileri yaptırırken hiç mi vicdanınız sızlamadı, hiç değilse grafik uygulamaya biraz özen gösterseniz ne olurdu? (Eminim benden çok daha bilgili birçok çizgi-roman takipçisi bu soruları çoğaltacaktır.)

Yine de çizgi-romanın gelişimi ve daha geniş bir okur kitlesine ulaşması açısından önemli bir harekettir diye düşünüyorum ve bu konuyla ilgili donanımlı ve akademik bir yazıyı Levent Cantek–Levent Gönenç ikilisinin ortak kaleminden okumak istediğimi not ediyorum.



Everest Yayınları, Fransız-Belçika ekolünün bilinen yayınevlerinden Guy Delcourt Productions’ın edebiyat serisini almış. (Seride Goriot Baba ve Tartuffe’ün ilk ciltleri de yayınlandı.) Le Cycle de Tschaï serisindeki gerçekliğe yakın deseniyle tanıdığımız Li-An’ın mizahi ve yumuşak çizimleri Yağ Tulumu hikayesinin evrenine mükemmel uyum sağlamış. Li-An özellikle karakter, mekan, atmosfer yaratmakta ve farklı açılar oluşturarak çizgi-romanda sinema etkisi yaratma konusunda oldukça başarılı bir çizer. (Üstelik o da bir blogger: www.li-an.fr/blog)



Ama bu çizgi-roman albümü asıl gücünü öyküsünden, yani Guy de Maupassant’ın kaleminden alıyor. Basit gibi görünen bir açmazdan bir insanlık dramı yaratmayı başaran öykünün Prusya işgalinden sadece 10 yıl sonra yayınlandığını unutmamak gerekiyor. Bu bilgi öykünün sorgulayıcı duruşunu çok daha güçlü kılıyor. Maupassant, öyküsünde Fransız toplumundaki bütün çürümüş insanlık hallerini alay konusu ediyor: Dolandırıcı tüccarlar, sınıf atlamak için her tür numarayı yapacak karakterde işçiler, devletle ilişkileri uğruna karısının kendisini aldatmasına karşı çıkmayan bürokrat-subaylar, sırf unvan uğruna yapılan evliliklerle ayakta duran kontlar-kontesler ve ömrü boyunca kafa tuttuğu kilise usta yazarın keskin kaleminden nasibini alıyor. Saygın geçinen, namuslu maskelerinin arkasına saklanmış insanların ne kadar ikiyüzlü ve kalleş olduklarını vatansever bir fahişe karakteri üstünden anlatarak, edebiyatın-sanatın yorulmadan çıkması gereken cesaret basamaklarını bir kere daha hatırlatan Guy de Maupassant’a saygılarımla!

5 yorum:

Ayşe Polat dedi ki...

Yıllar öne ngilizce çevirisini okuyup keşke Türkçe çevirisi de olsa dediğim öykülerdendi. Birkaç gün önce çizgi roman halini görmek bile keyif vermişti bana. Şimdi yazınızı okuyunca içimde bir an evvel edinme isteğide uyandı. Teşekkürler bu soğuk günde içimi ısıttığınız için...

pozitivist dedi ki...

lise yıllarımızda derslerimize giren sevgili maupassant adlı şahsiyeti yakından tanımış oldum. elinize sağlık çok güzel bir kaynak olmuş...

olga sabundomuzu dedi ki...

art arda horla ve madamoiselle cocot'u okumak insana bir süre kendi kendine maupassant okumayı yasaktabiliyor.dehşet verici güzellikte.

Kunegond dedi ki...

Çizgi roman çok severim. Fransa bu BD'ler için bir cennet. Angouleme'deki festivale gidebilmeyi çok istiyorum. Ama, ama roman uyarlamalarından malesef aynı zevki alamadım. Özgün çizgi romanları tercih ediyorum:-(
Bu arada Maupassant'ı çok severim. Türkçe çevirilerinin olmadığını bilmiyordum. Li-An'ın çizimleri çok güzel. Blog adresi için teşekkürler.

gülen dedi ki...

bu yaziya rastladigim icin cok sevindim. bu siralar niyeyse derdim oldu maupassant. girizgahlarina ve oykulerinin gelisimine diyecek yok, ama bir problem var maupassant oykulerinde sanki. yarim kalmislik. sonunun, yeterince iyi bir son bulunamamiscasina oylece birakilmasi gibi. yag tulumu'nu bilmiyorum, okumadim ben de. oglak klasikleri'nden cikan 2 adet oyku kitabini okudum. poe'yu cok sevdigimden herhalde, bu karanlik oykulerde onun yetkinligini aradim ama bulamadim. stili bu deyip gecmeli miyim acaba, yoksa anlayamadigim, goremedigim bir seyler mi var?! sonunda ciddiyetsiz 2 yazi yazmama neden oldu bununla ilgili, dedigim gibi son derece ciddiyetsiz ama paylasmak isterim : )

http://dollstoy.blogspot.com/2009/12/guy-bana-guylar-bana.html

http://dollstoy.blogspot.com/2009/12/icimdeki-kurtcuk.html