17 Ocak 2010 Pazar

Anadolu Hisarı

Hemen gidip bakkalla sohbet etmeye karar verdim. Amacım belliydi. Çocukluğumda okuduğum kitapların dünyasına adım atacaktım. Bakkal, büyük dağıtıcıların dağıtım sorumlularına sipariş veren satıcı kimliğinden sıyrılıp, bakkal amca olacaktı. Adını öğrenecektim. Ona “Ağabey,” diyecektim, “bana yüz gram zeytinle bir de özel tenekeden yağsız peynir versene.”
Bakkal paketimi hazırlarken hemen yan dükkana uğrayacaktım. Sadece bir merhaba demek isterken, “Böyle dağınık saçlarla, iki günlük sakalla işe gidemezsin,” diyen berberin zorlamasıyla kendimi koltukta buluverecektim. Berberin hızlı bir hareketle çırptığı kolalı, beyaz örtünün sesi, radyodan yükselen Yurttan Sesler korosunun sesine karışacaktı. Çırak, titreyen bir sesle çay içip içmeyeceğimi soracak, onay alınca da hızla çay ocağına fırlayacaktı. Bakır kabının içinde sabun köpürten berber, söylenecekti çırağın arkasından: “Soğuk su vermiş Maviş’e, iki gündür ötemiyor gariban...” Ustayla çırağın arasını yapmak bana düşecekti.

Yüzümde limon kolonyasının yakan serinliğiyle berberden çıkacak, bakkaldan paketimi alıp, kasaba, yufkacıya, nalbura el sallayarak yoluma devam edecektim: “Oğlanın üniversite kursu işi ne oldu, Pazar günü balığa gidiyoruz değil mi, yahu kaç gün geçti söyleyeli üçlü korniş hâlâ gelmedi mi?..” Günün birinde aramızdan biri bu dünyadan ayrıldığında, diğerleriyle sahilde oturup kör kütük sarhoş olana kadar içecektik ve bağıra bağıra şarkı söyleyecektik: “Dönülmez akşamın ufkundayım, vakit çok geç / Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç!”

İşte bu yüzden bakkalla sohbet etmek istiyordum.

Bakkal telefonla sipariş alıyordu, bozuk yoksa sigara veremeyeceğini söyledi, sonra aldığı siparişi hazırlamak için tezgahın arkasına geçti. Berber, kasap, yufkacı, nalbur ve diğerleri benim çocuk kitaplarımın dünyasından çok uzaktaydılar. Geçmişe bağlılığıma söylene söylene iskeleye kadar yürüdüm. Tam başka bir mahalleyi keşfe çıkmaya karar verdiğim anda, iskeledeki çaycının sesiyle kendime geldim: “Çay alır mısın abi?” Yaklaşmakta olan vapurun düdüğü, denizden yansıyan güneş ışıkları ve çaycının çillerle kaplı yüzündeki gülümseyiş öyle güzeldi ki.

11 yorum:

Zpzep dedi ki...

Önce bakkal amcalar tarihe karıştı, sonraları Yurtan Sesler'in işine son verildi. Artık çocuk kitaplarının konusu nedir, neler anlatır çocuk kitapları yazarları,çocuklar bilirler mi, "bakkal amca" kimdir, neler saklıdır tezgahında...
Limon kolonyası, şimdilerde siyasi bir simge oldu ne yazık.
Geriye kalan galiba iskelelerde ki çaycılar.
"Yüreğinize sağlık" demek isterdim ama bu içten teşekkürle bile dalga geçiliyor artık.

Gülnur Demirbilek dedi ki...

Tam hazin bir sonu mu var bu metnin derken, (hayallerin, umduklarımızın gerçekleşmediği)sonunda ortaya çıkan çaycıya yaşattığı için,
bir pazar sabahı gülümsettiği için teşekkürler.
Mutlu pazarlar..

cedric dedi ki...

harika bir anlatım. elleriniz dert görmesin yekta bey. uzun ve sağlıklı bir ömürle aramızda olun nice yıllar...

cedric dedi ki...

he bi de beirut - a sunday smile eşliğinde okunması tavsiye edilir. =)

gülten s, dedi ki...

tünaydın,
çOk hoşuma gitti yazı,duygulandım.yeni başladım sizin yazıları okumaya!
sağlıcakla,

gltn s,

Aşk ve Zehir dedi ki...

yekta bey hâlâ çocuk kitaplarımızdaki dünyaya yakın olan bakkal, yufkacı, nalbur, kuruyemişçi, manav ve kasaplar var fakat dünyanın hızlıca döndüğü şehir hayatında değil, daha içerilerde ve daha Türkiye içlerinde..

hâlâ sabahları gülen bir yüzle günaydın diyebiliyorlar, çaylarını paylaşıp küçük taburelerini uzatabiliyorlar yol kenarına.. cüzdanınızdan para çıkmazsa abi(abla) sonra verirsin diyebiliyorlar, güveniyorlar.. sokaktan geçerken elinizde paket varsa elinizden alıp yardım ediyorlar, insanlar.. manava uğradığınızda sebzelerinizi alırken gördüğünüz o yeşil elmaya bakarken görürse sizi, buda bizden olsun diyebiliyorlar, cömertler..

herşeye inat hâlâ varlar ve hâlâ insanlar..

görebilen yürekler bilirler zaten nerde olduklarını..
iyi hafta sonları..

dilara dedi ki...

Yazı çok keyifli olmuş teşekkürler.Eğer bu bulutlu pazarda geçmişten bir gülümseme istiyorsak en sevdiğimiz yeşilçam filmi iyi gelebilir;tabi bir bardak demli çaydan sonra:)

İlker dedi ki...

bence o vapura binip deniz havasını içinize çekmeli ve vapurun o sıkma portakallarından yudumlamalıydınız

Hayalbemol dedi ki...

Bir bakkal amcamız vardı. Yıllarca kiracısı olarak bakkal üstündeki derme çatma evinde oturduk. Bisküvi, lokum ve kutu gofret. O lezzeti halen hiçbir süpermarkette bulamadım. Lezzete lezzet katan şey ruh olsa gerek, bu da ispatı...

E dedi ki...

Bizim mahallemizde bakkal amcalarımız var. Terzimiz, yufkacımız, fırınımız var. Nalburumuz, kasabımız, elektrikçimiz, pastanemiz hatta balıkçımız bile var. Ben mahallemi çok seviyorum, burası Kızıltoprak :) Yazınız için çok teşekkür eder iyi bir hafta geçirmenizi dilerim...Elçin

Sinem dedi ki...

Ben tam da yazıda anlatılan mahallerlerden birinden büyüdüm.Bugünlerde rastlayamasak da çocukluğumda annemin yaptığı listeye bakıp siparişleri hazırlarken,bir yandan da bana kendisinin taktığı lakapla hitap ederek,bir şeyler anlatan bir bakkal amcam olduğu için çok şanslı olduğumu fark etmemi sağlayan yazınız için teşekkürler.. :)